Ana Sayfa TARİH 21 Eylül 2026

‘Odyssey’ ve mitolojik anlatıların yeniden kurulabilirliği üzerine… (1)

Ozan Homeros’un dünyaca ünlü İlyada ve Odesa’sı mitolojik anlatılar içinde dikkat çekici konumunu yüzyıllardır hep korudu. Destanın Yunancası okunuş olarak ‘Ilias  kai Odysseia’, İngilizcesi ‘Ilıad and Odyssey’.. Birçok dile çevirisi yapılmış olan destanın İlyada’sı, Troya( Truva)’yı işaret eden İlion’dan adını alıyor; ancak Truva savaşının son dönemecine dair destan (İlias/ Iliad) anlamını taşıyor; Odesa’sı ise Odysseus’un eve/ krallığına dönüş yolculuğuna dair destan (Odysseia/ Odyssey) anlamına gelmekte. Destan’ın kral Odysseus’un Truva savaşı sonrasında İthaka’ya dönüş yolculuğunu anlatan Odesa’sı, yönetmen Nolan’ın ‘Odyssey’ filmi ile son aylarda gündemde.. 2026 yaz aylarında, dünyayla birlikte ülkemizde de gösterime giren filme gösterilen yoğun ilgi devam ediyor. Bu ilgi  üzerinden destanın kendisine yönelinmesi ise kaçınılmaz; eserin hemen her ülkedeki çevirileri şu sıralar yok satıyor. Hem destan, hem de filme yönelik haberler, programlar, söyleşiler ve sosyal medya  paylaşımlarının  sayısı hayli fazla..

Söz konusu bu hareketlilik içinde, çoğunlukla Homeros’un eseri ve filme yansıtılanların karşılaştırıldığını görüyoruz. Filmdeki görsel ve müzikal şölene odaklananlar kadar, filmi sinema tekniklerinin kullanımı açısından çok etkileyici bulanların da olduğu izleniyor. Bazılarının kahramanlığın niteliğine odaklandıklarını, bazılarının yolculukta karşılaşılan engellerin veya aşılması gereken sınavların niteliğini anlamlandırmaya çalıştığını, kimilerinin de örneğin kadın tiplemelerinin antik dünyada üstlendikleri toplumsal rollerinin/konumlarının nasıl da tarih boyunca devam edebildiğini ifade ettiklerini görüyoruz. Ayrıca  filmle/ destanla ilgili kutsallık atfedilen kimi teolojik figürler ele alındıktan başka, kahraman’ın karşılaştığı imtihanlar üzerinden bazı tarihsel zaman dilimlerine göndermeler yapıldığına dair yorumlamalar da mevcut. Hatta, film üzerinden destanın yeniden kuruluşunu batı medeniyetinin kendisiyle yüzleşmesi olarak yorumlayanların olduğunu da belirtmemiz gerek..

Hem destanın, hem de filmin mitolojik, felsefi, tarihi, sosyolojik ve psikolojik vb. çeşitli  bağlamlarda konunun uzmanları tarafından çok yönlü ele alınması kadar, sosyal medya linkleri üzerinden filmi izleyenlerin, destanı okuyanların da bu -ele alış- kervanına katılması; -konunun uzmanı ve ilgi duyanı ile birlikte hepimizin- adeta bir anlamlandırma akımının ya da deyim yerindeyse şöleninin içinde olduğumuzu gösteriyor. Bu anlamlandırma şöleninde dikkat çekici olan, hem eser, hem film hakkındaki paylaşımların hemen hepsinin ortak noktasının, ‘kahramanın eve dönüş yolculuğunun, kahramanın özüne yolculuğu ve içsel dönüşümü ile ilişkilendirilmesi’… ‘mitolojik  anlatıların ‘insan’a ve toplumsal düzene dair’ zamanı aşan anlamlandırmaları bünyelerinde taşıyor olmalarına ilişkin niteliklerinden biri, tam da bu noktada böylece karşımıza çıkıyor. Film, bizleri “Kahraman, ev’ine  nasıl dönebilir ?” ;  ya da -daha doğrusu- “Ev’ine hiç değişmeden dönebilir mi?” ya da “Ev’ine ancak yolculukta geçirdiği içsel dönüşüm sonrası mı dönebilir?” gibi soruları sormaya sevk ediyor. Yine, “Savaş öncesi’nden, savaş’a ve savaş sonrasına doğru süreçler izlenirken toplumsal düzenler içinde  de (siyasi, askeri, kültürel vb. bağlamlarda) bir değişim yolculuğundan bahsedilemez mi?” ve “ -eğer bahsedilebilir ise -söz konusu değişimler, dönüşüm’e doğru evrilir mi?” gibi sorular da, -doğru takip edip anlamlandırabildiğimiz ölçüde yanıtları’nı görebilmemiz üzere- önümüze geliyor’lar.

Mitolojiler, çokça metaforlar’ın kullanıldığı, belli ölçüde tarihsel gerçeklikleri bünyelerinde örtülü veya açık anlatabilen, gerçek figürlerle metafor olarak kullanılan figürlerin içiçe veya birbirlerinin yerine geçebildiği, hem anlatı açısından hem kullanılan figürler açısından niteliklerine nüfuz eden bu içiçelik’le  kurgulanan gerçekliğin ancak teşbih (benzetme) prensibi üzerinden sağlam bir okuma ile çözümlenmeyi beklediği anlatılar’dır. Bu çözümleme iş’ine talip olunmadığında bile mitolojik bir anlatı’nın, insan’ı içine alan dünyası, insan’a ve toplum’a dair zamanı aşan bir nitelikle insan’ın ve toplum’un ruhuna dokunmasından ve -çözümleme iş’ine  talip’lik olunmadığında bile – insan’ı ve toplum’u muhatap almasından’dır. Şimdi, hem muhatap, hem talip olarak, biraz Odyssey’e ve Odysseus’un yolculuğuna dikkatimizi vermeye gayret edelim.

Yolculuk süresince; Odysseus’un, tek gözlü Cyclope, Büyücü Kirke ve Sirenler ile karşılaşması üzerinden aslında korkularıyla, zaaflarıyla, geçmişiyle, pişmanlıklarıyla yüzleşmesi, yine tuzaklara düşebilme ihtimali, bedeller ödemesi, seçim yapmak zorunda kalması ve sezgilerine kulak vermesiyle aklını doğru yönde kullanabilmesi, bazen de zekasını kurnazlığıyla birleştirerek çözüm üretebilmesi gibi durumlar işleniyor. Destanın başından (İlyada’dan) beri, Odysseus’un ‘Metis’ yani zeka, akıl ve/ veya kurnazlığı temsil eden mitolojik figür ile ilişkilendirilmesi boşuna değil, yine kendisinin zorda kaldığı durumlarda Olympia’da savaş sanatında aklı ve bilgeliği temsil eden Athena’nın da desteğinin  olduğunu vurgulamak gerek. Odysseus’un Truva Savaşı sonrası eve dönüş yolculuğunun ikinci döneminde mitolojide deniz perilerinden (nymphe’lerden)biri diye nitelendirilen Kalypso’nun (Calypso), ‘Ogygia’ adındaki adasında geçirdiği bir nevi invizaya çekilme/ saklanma döneminde ise, Kalypso’nun ona rehberlik  ettiğini anlıyoruz. Sonunda, Kalypso’nun – aralarında oluşan güçlü bağ nedeniyle-  kendisinden ayrılmak istememesine rağmen, tanrıların kararı ve kendisini artık eve dönüş için hazır hissetmesiyle Odysseus’un- ada’dan  İthaka’ya doğru yola çıktığını görüyoruz.

İthaka’da Odysseus’u hala bekleyenler ve O’nun artık dönmeyeceğini düşünenler arasında geçenlere baktığımızda, ‘Odysseus’un yokluğunda -ve eve dönemeyeceğine dair zan yüzünden- Penelope’nin taliplerinin neredeyse, Penelope’nin başında bekledikleri ve bu bekleme sürecinde sükunetlerini çoktan bozarak adeta krallığın düzenini altüst edecek kadar küstahlaşabildiklerini izliyoruz. Taliplerin -seçilene kadar bir anlamda ve bir süreliğine misafir kabul edilmesi, eski Grek dünyasında ‘ksenia’ denilen ev sahibi- misafir düzenine ilişkin bir töre ile ilgili. -Burada, toplumsal düzenle ilgili kurallara, yaşanılan dönemin şartlarına göre de kültürel bellekle yakından bağlantılı geleneksel motiflerin eklemlendiğini, söz konusu bu kuralların değiştirilmesi pek de mümkün olmayan töre’ye dönüşmesiyle kurumsallaştığını; töre’nin  adeta kutsallık atfedilmiş bir niteliğe büründüğünü  belirtmemiz gerek.- ‘Ksenia’ diye işaret edilen töreye dönersek, Penelope’nin bu töre gereği ‘talipleri misafir olarak sarayda ağırlaması’ söz konusudur. Ancak, taliplerin, ‘Odysseus’un babasının ölmesi durumunda – ve Odysseus’un artık gelmeyeceği zannı ile- erkek varis olan oğul’un  taht’a  geçeceği ihtimali karşısında- oğul’a suikast girişiminde bulunduklarını belirtmemiz gerek. Böylelikle Penelope’yi evlilikle ilgili seçim için vakti gelmeden önce zorlamaları, yine  ev sahibinin düzenine ve krallığın idari işlerine karışmaları, israfa yönelmeleri vb., misafirlik- ev sahipliği karşılıklılığına/ karşılıklı yükümlülüklere- yani ‘ksenia’ya’ riayet etmedikleri anlamına gelmektedir. Bu, ciddi şekilde  töre’nin ihlali üzerinden toplumsal düzendeki sömürü’ye / bozulma’ya işaret etmektedir. İşte Odysseus’un evine dönüşünün mahiyeti, yolculuk boyunca geçirdiği imtihanların niteliğinden başka, son tahlilde -krallığına gelebildiğinde-, krallıkta bozulan düzeni yeniden tesis etmesi gereği ile ilgili imtihanın onu bekliyor olması ile  de biçimlenmiştir. Odysseus gelmeden önce, bu zor sürecin nasıl yönetilebildiğine baktığımızda, Penelope’nin, taliplerin dikkatlerini Odysseus’un babası Laertes için – belli bir sürede yapıp tamamlayacağı- bir dokuma’ya (kefen’e) yönlendirerek, onları atlatmaya çalıştığını izliyoruz. Taliplerin arasından ‘yeni kral’ seçilene kadar, -krallığın başında duran baba’ya örülen kefen’in bir örülüp bir sökülmesi ile taliplerin oyalanması hile’sine başvurulması, ‘iktidarın korunması’yla ilgilidir. Taliplere “Ancak Laertes’in ölümünden sonra içinizden birisini seçebilirim mesajı” verilmiştir.

Dokuma’yı gündüz ören, geceleri de söken Penelope’nin, böylece oğlu Telemakhos’un  krallığın başına geçebilecek kadar olgunluğa erişebilme sürecini de dikkate aldığını anlıyoruz. Nitekim bu süreçte olgunlaşan Telemakhos, meclisi toplayabilecek ve erkek varis olarak siyasi olgunluğa ulaştığını ispatlayarak, krallığın başına geçecektir; böylelikle annesinin talipleri atlatmasına da destek olmuş olacaktır. Bu süreçte savaş sanatında mahareti temsil eden Athena’nın korumasının sadece Odysseus’un üzerinde değil, Penelope’nin ve oğlunun üzerinde de olduğunu belirtmek gerek. Bunun anlamı, Olympia dünyasından Athena’nın savaş maharetine dair bilgisinin, insanlar dünyasındaki stratejik akıl yürütme ile uyumlanmasıdır. İşte bu ‘oyalama tuzağı, hilesi ya da bir bakıma ‘ritüeli’ ile bir süreliğine oyalanmış talipleri, artık seçim zamanının daha fazla ertelenemeyeceği belli olduğunda bekleyen ise; hiç de ummadıkları bir gelişmedir. Odysseus, seçim zamanı çıkagelmiştir ancak işlerin karıştığını kavradığı için de tanınmamak için bir hileye başvurmuştur. İthaka’nın beklenen ama kendisinden ümit kesildiği için gelmeyeceği düşünülen kral’ı, bir dilenci kılığında saraya gelmiş ve taliplerin arasına karışmıştır. Güvendiği şey, eşi Penelope’nin bu kılıkta da olsa, kendisini tanıyacağına dair sarsılmaz inancıdır. Penelope,  seçim için düzenlenen müsabakada yay’ını  gerçek bir kral gibi geren ve ok’unu da gerçek bir kral gibi hedefe isabet ettiren Odysseus’u, tanımakta gecikmez. Penelope, eşinin kendisine güvenini boşa çıkarmamıştır; O’nun geri döndüğünü anlamıştır ve O’nu seçmiştir.

Odysseus’un eve dönüş yolculuğunda( nostos), hem hanedanlığına (oikos’una) giderken yoldaki karşılaşmaları üzerinden, hem de hanedanlığına vardığında -kendi hanesinde-bozulmuş bulunan düzenle  karşılaşması üzerinden, ‘Truva Savaşı sonrası, İthaka’ya dönüş yolu üzerinde Olympia (Zeus’un başında bulunduğu ilahi nizamla uyumlu temsili  model) düzeni’ne tabi ve/ veya etkileşim içindeki birbirine yakın/ komşu coğrafyalardaki genel düzenin bozulmuş olduğunu’ anlıyoruz. İşte bu durumu gören/fark eden Odysseus’u bekleyen şey’in, Zeus’un adaletini yeniden tesis etme ve toplumsal düzeni yeniden ikame etmesi ile ilgili görevi olduğu söylenmelidir; bir anlamda -son tahlilde- Odysseus, eve dönüş yolculuğunu bu amaç için de gerçekleştirmiştir. Homeros’un Truva Savaşı’na katılan diğer kralların evlerine dönüşlerine dair  yolculuklarını da destanda tema olarak işlediği ancak Odysseus’un İthaka’ya dönüşünü merkezi konuma aldığı söylenmelidir. Bu da, İthaka’nın o dönemdeki yakın coğrafyalardaki yönetimlerle etkileşim içinde bulunduğuna ve bu bağlamda merkezi konumuna işaret etmektedir.

Odesa’nın (Odyssey), İlyada (İliad) olmadan yani – Truva’dan bahsedilmeden- anlaşılması tabii ki eksik kalır. Nitekim, yönetmen Nolan da, filmde Sirenler’in fısıldamalarıyla bu hususa gönderme yapıyor. Sirenler güzel sesli denizkızları diye bilinseler de; aslında eski Grek dünyasında kuş gövdeli, kuş başlı mitolojik figürlerdir. Gerektiği vakit’te ve gerekli durumlarda toplumsal bellekten getirdiklerini ‘notalar’ eşliğinde ahenkli sözler’le  hatırlatma görevini üstlenirler. Sirenler, toplumsal belleğin ve yine yas tutma’nın niteliğine işaret ederler.

Odysseus’un Sirenler’in söyleyecekleri üzerinden karşı karşıya kalacağını sezdiği yüzleşme’ye kendisini hazırlaması, duyacaklarından rahatsız olma ihtimali karşısında kaçmaması için kendisini geminin direğine bağlaması şeklinde tezahür etmiştir. Bu metafor, insanın iradesini sabitleyip, kendi gölge tarafıyla yine karanlık geçmişiyle hesaplaşabilmeye hazır olması’na işaret etmektedir. Nihayet Sirenler. “Truva’da ne olmuştu? Hatırla… Odysseus !” diye seslenirler Odysseus’a… Bu sesleniş, Odysseus’un hem Truva’ya doğru  çıktığı yolculukla,  hem Truva’da olanlarla, hem evine  dönüş arzusuyla yüzleşmesi gereğini; hem de bu yüzleşmede ancak geçmişiyle hesaplaşabilirse ‘geleceğini yeniden kurabileceğini’ hatırlatan bir tonda ve ağırlıktadır.

Tam da burada; ‘yüzleşme’ temasıyla; örtülü  ama bize göz kırpan başka bir anlam’a doğru dikkatimiz çekiliyor; bu anlam, ancak  şu temel soruyu sorabilmekle: “Hikayenin sonu, başıyla nasıl yüzleşir?” ; akabinde de, “Hikayenin başına giderek ve sonuna bağlayarak..” yanıtını alabilmekle ancak yüzünü gösterebilecekmiş gibi duruyor. Odysseus, gerçekten de, evine yıllar süren aşamalı bir yüzleşme süreci üzerinden dönebilmiştir ancak bu dönüş’ün niteliği, şimdi bizlerin ‘hikâyenin başı ve sonunu birbiriyle yüzleştiren ve bağlayan bir döngüsel okuma yapabildiğimiz takdirde’ hem kahramanın dönüşümünü hem sürecin işleyişinde toplumsal dinamiklerin nasıl kurulduğunu veya bozulduğunu anlamamızı ya da şimdi ‘hikaye’nin’ yeniden kurulabilir olma imkanı ile karşılaşmamızı sağlayan bir niteliğe bürünebilecektir. Sosyolog, Dr. Aylin KARAHASAN,

Etiketler:
selyus