Odesa’da (Odyssey’de), kahramanın eve dönüş yolculuğunun belli bir son’a bağlanmasının, yolculuğa çıkışının başlangıcını anlayabilirsek kazanacağı başkaca bir anlamlandırma için, ‘döngüsel bir okuma’ yapabilmeye gayret etmemiz gerektiğini belirtmiştik. Bunun için, elbette “Hikaye, nasıl başlamıştı?”, “Odysseus, Truva Savaşı için neden, nereden ve nasıl yola çıkmıştı?”; “Hikayenin başında ve sonunda benzerlik-ler ve karşıtlık-lar hangi bağlamlarda karşılıklı konumlanmıştı?” gibi soruları sormamız gerekiyor. Şimdi, İlyada’nın başlangıcına konu olan Truva Savaşı son dönemecinin daha öncesi’ne yani hikaye’nin başlangıcına gidelim.
Helen’in neredeyse kutsallık atfedilen evliliğinin siyasi ve askeri yönü ya da bu evliliğe ilişkin asalet/ soy bağı ve iktidarın devamlılığı bağlantısının sosyolojik niteliği, destanın popüler veya öne çıkarılan çözümlemelerinde genellikle göz ardı edilir. Sparta Kralı’nın kızı olarak soylu bir hanedanın mensubu olan Helen, Miken kralı Menelaos’un eşi olmadan önce, kendisine talip olanlar vardır. Talipler arasından bir seçimle Helen ile evlenecek kişi, aynı zamanda soylu Sparta hanedanlığına da kral seçilmiş olacaktır. Helen’in babası Tyndareos, Helen için mücadele edecek talipler (mnesterler) arasında ve yine gelecekte evliliğin tehlikeye girmesi durumunda da ortaya çıkabilecek -olası- husumet- yüzünden kaygılıdır. Odysseus, tam bu sırada kıvrak zekasıyla öne çıkarak, kral’a bir teklif/ öneri sunar.. Öneri şöyledir: Helen ile evlenecek kişi belli olduktan sonra bile, evlilik öncesinde toplanmış ve bu evlilik için mücadele etmiş taliplerden – evliliğin tehlikeye girmesi söz konusu olursa-, -ki bu durum krallığın ve hanedanın devamı için bir tehdit sayılmaktadır- gerekli askeri savunma hattında konumlanmaları talep edilecektir. Yani, talipler açısından Helen ile evlenebilmek için seçilmeye çalışmak, seçim sonucu ne olursa olsun, gelecekteki olası bir tehlike durumunda krallığı korumaya söz vermek de demek olacaktır. -Homeros, mnesterler (talipler) mevzusunu hikayenin sonundaki Penelope’nin talipleri üzerinden işlemiş; Odysseus’un ise savaş öncesi Truva’ya Helen’i alabilmek için Menelaos’un yanında bir elçi olarak gelmesinden bahsetmekle yetinmiştir. Mnesterler’le ilgili Tyndareos yemini, önceden Helen için seçilmek üzere müsabakada karşı karşıya kalan kralları, sonradan Helen’i Truva’dan geri getirmek için yan yana getirmiştir. Helen’in evliliği öncesi taliplerin(mnesterler’in) yemini üzerinde önemle duran eserin ise kayıp ‘Kypria’ (Kıbrıs) Epiği’ olduğu söylenegelmişse de, Proklos’un Chrestomathy’sinin bu ‘kayıp sayılan kitabın’ belli başlı bir özetinin olduğunun belirtilmesi dikkat çekicidir. Tyndareos yemini’nin bu ‘Kypria özeti’ diye bilinen eserle birlikte; Bibliotheca’daki Apollodoros’un Epitome’sinde ve Hyginus’un Fabulae’ sinde de bahsinin geçtiği yine belirtilenler arasındadır.-
Helen, talipler arasındaki seçim sonrası Menelaos ile evlendikten bir süre sonra, Truva’nın genç prensi Paris’e gönlünü kaptırıp da Truva’ya kaçınca bu, savaş sebebi sayılmış ve Akha dünyasının dört bir yanından hem kahraman savaşçılar, hem de Helen’in eski talipleri savaşa çağrılmışlardır. Taliplerin anlaşma/ verilen söz gereği artık bir nevi askeri bir ittifak içinde konumlanmaları söz konusu olmuştur. İşte bu ittifak içindeki krallardan biri de; İthaka’dan ayrılıp Truva önlerine gelen ve hatta savaşın kaderini değiştirecek Truva atı hilesini de kıvrak zekasıyla bulan Odysseus’tur.
Burada, hikâyenin başlangıcı ve sonu ile ilgili bir yüzleşmenin, bizi ironik bir tablo ile karşılaştırması söz konusudur. Odysseus’un, Helen’in eski talipleri içinde olması yüzünden ‘verilen söz/yapılan askeri ittifak gereği’ Truva Savaşı için yola çıkması (hikayenin başlangıcı)ve yıllar sonra -karısına, oğluna ve de krallığına- evine dönüş yolculuğunun sonunda yine bir talipler yarışması üzerinden varabilmesi (hikayenin sonu) dikkat çekilesi önemdedir. Odysseus’un Truva’ya doğru yolculuğa çıkışı ile yolculuk üzerinden eve dönüşü adeta talipler motifiyle mühürlenmiş gibidir.
Hikayenin bu söz konusu başlangıcı sonrasında İlyada’da( İliad’da) bahsedilen Truva hilesi’ni, yine Odysseus’un yolculuğu süresince imtihanlarında kimi zaman kendisine kurulan tuzakları, hileleriyle karşılayarak bertaraf edebilmesi’ni, Penelope’nin taliplerini dokuma hilesi ile oyalaması’nı, Odysseus’un krallığına dönüşte dilenci kılığında müsabakaya katılması hilesi’ni dikkate aldığımızda; destan boyunca tuzakların ve/ veya hilelerin etkileşim-ler üzerinden benzerlik- ler, karşıtlık-lar ile adeta karşılıklı konumlandığını ve hikayenin örülüşündeki dönüm noktaları olduklarını anlıyoruz. Bu dönüm noktalarında konumlanan tuzak’lar/ hile’ler bazen savaşı kazanmak için, bazen imtihanı kurmak için, bazen imtihanı geçmek için, bazen kurulan tuzağı bertaraf edebilmek için devreye girmişlerdir.
Bu devreye girişleri, verilen sözler, ittifakların kuruluşu, töre’ye ve toplumsal düzene dair kurallara uyma mecburiyeti karşısında konumlanan ‘verilen sözlerin tutuluşu veya tutulmayışının’; ‘ittifaklara uymanın veya uymamanın’, ‘töre’ye uyumlu davranmanın veya töreyi bozmanın’ getirdiği durumlarla birlikte ele aldığımızda ise hem döngüsel, hem katmanlı bir okuma/anlamlandırma alanına geçebiliriz ve hikayedeki yüzleşmeleri hem hikaye boyunca bağlayıcı ve çözümleyici, hem baş’la son’u bağlayıcı ve birleştirici mahiyette izleyebiliriz. -Bu yazımızda biz söz konusu izleme iş’ine dair belli başlı bağlantılılık’lara işaret etmekle yetinirken; bu bağlamda ‘iş’in mantığına/ yöntemine’ dikkat çekme amacını da gözettiğimizi vurgulamamız gerekir.-
Truva atı hilesine dönersek; Odysseus’un savaşı kazanmak için öne sürdüğü teklif, bir hile’yi içinde barındırmaktadır: Tahta’dan oldukça büyük boyutlarda hazırlanan at’ın içinde en mahir savaşçılar yer alacaktır. Truvalılar, çok sevdikleri, hatta ‘kutsal bilip’, ‘kutsal saydıkları at’ın’ sembolik bir hediye biçimini alarak kale içinde meydanlarına yerleştirilmesinden onur duymuş olacaklardır. Üstelik bu hediye, savaşın uzamaması için yapılan anlaşmaya uyulacağının bir göstergesi, adeta meşrulaşmış bir iyi niyet vurgusu olarak addedilecektir. Truvalılar bu güven hissiyatıyla düştükleri rehavet içerisinde gafil avlanacaklardır. Nitekim, böyle de olmuştur.
Truva atı hilesiyle beraber diğer hileler (savaş taktikleri ve/ veya stratejileri) ve misafirperverlik (ksenia) kurumsallığının birlikte yorumlanması üzerinden bir okuma yaptığımızda ise, tahta Truva atı’nın o an için uzlaşılması mümkün sayılan ve öyle de görülen ‘artık düşman sayılmayacak olanın elinden alınan bir hediye mi?’ yoksa ‘taht’a gözünü diken ve uzlaşma görüntüsü altında Truva kalesinin içine sızan misafirler mi?’ olduğu üzerine pekala düşünebiliriz. Truva atı, adeta eve misafir kabul edilirken, ev sahibine getirilen hediye gibi karşılanmıştır. Düşmanca niyetleriyle savaşçılar, Truvalılara göre artık düşman değil misafirdirler ve getirdikleri de ev’in içindekiler için pek memnunluk duyacakları bir ev hediyesidir. İster Truva atı’nın içinden çıkmış olsunlar, ister Truva atı yanlarında kaleye girerken, misafir görünümünde içeri girmiş olsunlar tarihte ve mitolojide Truva atı hilesiyle birlikte anılan gizli niyetleri ve sonrası ‘baskın’ niteliğindeki hamleleri Truva kalesinin dramatik bir biçimde düşmesine sebep olmuştur.
Homeros, Truva kalesi içine alınan Truva atı hilesiyle düşen kaleyi İlyada’da anlatmış ve sonrasında savaşa dört bir yandan çağrılan Akha’lı kralların eve dönüşlerini Odesa’da ( Odyssey’de) Odysseus’un dönüşünü merkeze alarak işlemiştir. Bu dönüm noktasından sonra kurtulabilen Truvalıların ne olduğunu ise ozan Vergilius, Aeaneas’ında anlatmıştır.
Mitolojik anlatılarda işaret edilenlerin tarihi gerçeklerle ne ölçüde örtüştüğü kadar, sembolik anlatılarla ne’lere işaret edildiği konusunda hem batı, hem doğu dünyasında ciddi çalışmalar yapıldığı yadsınamaz. Ancak bu çalışmalar arası bağ’ların henüz kurulamaması ve/veya kurulması durumunda yeteri kadar duyurulamaması ve/ veya duyurulması durumunda da öneminin ‘popüler kültür’ kanadında indirgenebilir olma veya geri planda bırakılma ihtimalinin söz konusu olması; şimdi daha başka bir gayretin gerektiğine işaret etmektedir. Gösterilecek bu gayret, disiplinler-arası ( tarihi, arkeolojik, edebi, dilbilimsel, kültürel, sosyolojik-sosyo-politik, sosyo- kültürel, sosyo- teolojik..- vb.) ve özellikle karşılaştırmalı okuma’lara ehemmiyet verilmesi yönünde olmalıdır. Mitolojik anlatıların/destanların bol metafor kullanılan ve sözlü gelenekten beslenen edebi/sanatsal dünyasında, ‘sembolik-edebi-sosyolojik okumaların ve çözümlemelerin’ yapılmasının ayrıca göz ardı ve ihmal edilmemesi ise disiplinler-arası okumalara hem derinlik sağlayacak, hem süreçler içerisinde hep yeniden kurulan mitolojik/ mit’ik anlatıların hem geçmişte, hem günümüz için gerçeklikleri inşa edebilmedeki örtülü ancak merkezi önemdeki iş’e koşulmalarının mahiyeti anlaşılabilecektir.
Sosyolog Dr. Aylin Karahasan



