Siyasi yapılar, idealist kadroların omuzları üzerinde yükselir ancak ne yazık ki, zaman içerisinde makamın gücüne yenik düşen, şahsi menfaatlerini davanın ve toplumun önünde tutan figürlerin hatalarıyla da sınanırlar….
En yüksek devlet makamlarında, bakanlık koltuklarında oturan kişilerin adının suistimallerle, yolsuzluk iddialarıyla, ya da toplum vicdanını yaralayan durumlarla adının anılması, sadece o kişilerin şahsi trajedisi değildir. Bu durum o harekete gönül vermiş milyonların emeğine ve umuduna verilmiş en büyük zarardır…
Oysa yüksek makamlar, şahsi ikbal kapısı değil, topluma hizmet etme ve adaleti tesis etme yeridir..
Bu makamlara gelmiş insanların yapacağı en küçük hata dahi, dalga dalga tüm kuruma yayılır ve tabandaki samimi insanların inancını zedeler…
Partilerin yükseliş dönemlerinde, omuz veren kitlelerin fedakarlıkları, ne yazık ki makam sarhoşluğuna kapılan bir kaç insanın bencilce adımları yüzünden gölgelenir…
Tarih göstermiştir ki, kendi içindeki çürümeyi, liyakatsizliği ve ahlaki aşınmayı net bir tavırla temizleyemeyen her yapı, zamanla toplumsal kredisini tüketir…
Toplumun adalet duygusu nettir… Gücü elinde bulunduranların şeffaf, hesap verilebilir ve ahlaki açıdan dürüst ve lekesiz olmasını bekler…
Bu beklenti karşılanmadığında, en büyük tasfiyeyi yine zaman ve kamuoyunun ortak vicdanı gerçekleştirir…
Bulunduğunuz makamlar, sizlere kalıcı bir mülk değil, sadece geçici bir emanettir.. Kendini vazgeçilmez sanan, gücünü sadece taşıdığı unvandan alanlar, o unvanın bir gün bir imzayla ellerinden alınacağını hiç hesaba katmazlar… Oysa tarih, makam sarhoşluğuyla gözü dönenlerin, düştükleri zaman ne kadar derin bir yalnızlığa gömüldüklerinin örnekleriyle doludur… İlhami Günaydın



