Bazen bir cümle her şeyi anlatır: Hırsız, hırsızdır. Ne rozetine bakar bu hakikat, ne de arkasına aldığı kalabalığa. İnsanın içini acıtan da tam olarak budur; yanlışın, doğruymuş gibi anlatılmaya çalışılması…
İnsan, en çok vicdanıyla baş başa kaldığında gerçeği duyar. Çünkü ne söylersek söyleyelim, neyi nasıl saklarsak saklayalım; bilen bir Kudret vardır. Görülen her şeyin, gizlenen her niyetin, yenilen her hakkın hesabı tutulur. Hele ki bir yetimin hakkı… Onun ağırlığı, dünyanın bütün servetinden daha ağırdır.
Bugün dönüp baktığımızda, insanın içini burkan sorular çoğalıyor. Hiçbir emek hikâyesi olmayan bir gencin elinde birdenbire çoğalan servet… Alın teriyle açıklanamayan bir zenginlik… Bunlar sadece birer soru değil, aynı zamanda toplumun vicdanında açılan yaralardır.
Adalet, geciktiğinde sadece bir kavram olmaz; güveni de yanında götürür. Çünkü adalet, herkes için ve zamanında işlemediğinde anlamını yitirir. Oysa mesele sadece suçu cezalandırmak değil; suçu doğmadan engelleyebilmektir. Kaybolan, kaçırılan, yurtdışına taşınan değerler geri gelmediğinde, verilen cezaların da tesellisi eksik kalır.
Bir eski hikâye anlatılır: Testiyi kırdıktan sonra sonra atılan tokadın kimseye faydası yoktur. Asıl mesele, o testi kırılmadan suyun dökülmeden taşınmasıdır. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur: Önleyici bir akıl, sağlam bir denetim ve herkese eşit işleyen bir sistem.
Çünkü gerçek şudur: Sadece çalan değil, çalınmasına göz yuman da sorumludur. Görevini yapmayan, denetlemeyen, görmezden gelen… Hepsi bu vebalin bir parçasıdır.
Millet, yönetenlere sadece makam değil; aynı zamanda emanet verir. O emanetin adı güvendir. Ve güven, bir kez sarsıldığında yeniden inşa etmek kolay değildir.
Bu yüzden artık daha yüksek sesle söylemek gerekiyor: Bu memleketin bir kuruşu bile heba edilemez. Kim olursa olsun, hangi görüşten gelirse gelsin; kimse bu emaneti zedeleme hakkına sahip değildir.
Çünkü mesele siyaset değil…
Mesele, vicdandır.
Ersoy Özbek (Kanaat Önderi – Mali Müşavir)



