Hevesini kırarlar, küstürürler. Çocuksu bir heyecanla sarıldığın ne varsa, tek bir soğuk bakışla, bir umursamazlıkla gözünde büyüttüğün o heyecanı yok ederler. “Ne gerek vardı ki?” diyen bakışlarla şevkini kırar, hayallerini yarım bırakırlar.
Yaptıklarını görmezden gelirler, küstürürler.
Geceyi gündüze katıp ortaya koyduğun eserleri, aldığın sorumlulukları sanki zaten olması gereken, sıradan şeylermiş gibi karşılarlar. Başarılarını gölgeler, atılan o imzasız emekleri bir kalemde siler, seni kendi başarın arasında sessizliğe gömerler.
Mücadelesini, gayretini görmezden gelirler, küstürürler.
Hangi fırtınalarla boğuşarak o noktaya geldiğini, arkandaki yıkıntıları nasıl toparladığını hiç merak etmezler. Vardığın yeri görürler ama o yolda kanayan ayaklarını, akıttığın teri ve verdiğin o amansız savaşı yok sayarlar.
Fedakarlığını, kendinden feragat ettiklerini görmezden gelirler, küstürürler.
Kendi hayatından çalıp başkalarının yoluna ışık yaptığın zamanları, sustuğun anları, yuttuğun keşkeleri görmezler. Senin vazgeçtiklerin, onların gözünde sadece birer “görev” haline gelir; verip de alamadığın değerle bir gün ansızın baş başa bırakırlar.
Sana verilen sözleri unuturlar, küstürürler.
Beklentilerini küçümser, duygularını birer ayrıntı gibi kenara iterler. Anlaşılmayı beklediğin her kapıda seni bir yabancı gibi karşılar, içindeki o sıcak niyetleri tek tek dondururlar.
Ve en sonunda, insanı kendi kabuğuna çekilmeye mecbur ederler. Bağıra bağıra çabalayan o insan gider; yerine sessizce geriye çekilen, artık hiçbir şey için koşmayan, sadece izleyen biri kalır. Çabayı bitiren, nefrete dönüşen bir öfke değildir; çabayı bitiren, değersiz kılınmış bir yüreğin sessizce çekip gitmesidir.
Küstürürler…
Sonra da “Neden eski heyecanın yok?” diye soracak kadar körleşirler. Küstürürler.
Süleyman Aydinalp



