MUTLAK BUTLAN KARARI : MUHALEFETİN İÇ SAVAŞLARI İKTİDARI NASIL TETİKLER?

MUTLAK BUTLAN KARARI : MUHALEFETİN İÇ SAVAŞLARI İKTİDARI NASIL TETİKLER?

Siyaset bilimi, iktidar ve muhalefet ilişkisini dinamik bir ekosistem olarak tanımlar.

Bu ekosistemin can damarı ise rekabettir. Doğadaki av-avcı ilişkisine benzer şekilde, siyasi iktidarlar da ancak güçlü, diri ve tehditkâr bir muhalefetin varlığıyla kendi formlarını koruyabilirler. Bugün Türkiye siyasetinde tanıklık ettiğimiz manzara tam olarak bu dengenin yitirilişidir: Siyasette en büyük tehlike, düşmansız kalmış bir iktidar gücüdür.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içine dönük kurultaylar, tüzük krizleri ve nihayetinde yargıya, parti içi hesaplaşmalara yansıyan “butlan kararı” tartışmaları, sadece bir ana muhalefet partisinin iç meselesi değildir. Bu durum, makro-siyasetin dengesini bozan sosyo-psikolojik bir kırılmadır. Muhalefet kendi hukuki ve siyasi meşruiyetini “butlan” tartışmalarıyla içeriden tüketirken, iktidar blokunu da rekabetsizliğin getirdiği ölümcül bir konfor alanına hapsetmektedir.

Ancak bugün daha farklı bir aşamadayız: Ortada mücadele edecek güçlü bir rakip kalmadığında, güç zamanla kendi kendisinin rakibi haline gelir. Siyasi denge kaybolduğunda sistem, kendi içine kapanmaya ve kendi enerjisini tüketmeye başlar.

Güç Zehirlenmesinin Sosyo-Psikolojik Anatomisi

Siyaset psikolojisi açısından bakıldığında, dışsal bir tehdidin yani güçlü bir alternatifin yokluğu, yönetim mekanizmalarında iki temel patolojiyi tetikler:

Atalet ve Kibir Sarmalı:

Dış Tehdit Yoksa, Klik Savaşları Başlar: Sosyolog Georg Simmel, çatışmanın sosyal grupları bir arada tutan bir çimento olduğunu savunur. Dışarıda mücadele edecek güçlü bir rakip bulamayan bir iktidar yapısı, enerjisini zorunlu olarak içeriye yöneltir. Denetimsiz ve rakipsiz kalan güç, vizyon üretmeyi bırakır; liyakat önemini yitirir ve yerini parti içi “klik savaşlarına” bırakır.

Ayna Narsizmi: Muhalefetin “butlan” kararlarıyla, yani kendi kuralları ve geçmişiyle mahkemelik olduğu bir iklimde, iktidar aynaya baktığında sadece kendi büyüklüğünü görür. Bu durum, siyasal kibrin derinleşmesine ve karar süreçlerinde ortak aklın zayıflamasına yol açar.

Mutlak Butlan Kararı: Muhalefetin Kendi Varlığını İptali

CHP’nin iç savaşı ve kurumsal işleyişine çöken “hukuki geçersizlik” gölgesi, sosyolojik anlamda bir kurumsal aşınma örneğidir. Ana muhalefet, topluma bir gelecek projeksiyonu sunmak yerine kendi varlık zeminini tartışır hale gelmişse, orada yapısal bir tıkanma vardır.

Ancak bu durum karşı tarafı güçlendirmekten çok, denetimsizliğin getirdiği durağanlığa sürükler. Niccolò Machiavelli, Prens adlı eserinde hükümdarın gücünü koruması için sürekli tetikte olması gerektiğini söyler. Oysa rakipsizlik, siyaseti rehavete iter. Güçlü bir alternatif yoksa, iktidar da zamanla kendi ağırlığında aşınmaya başlar.

Çıkış Yolu: Koltuk Kavgasını Bırakıp Sokağa Dönün

Demokrasi, bir denge ve denetleme rejimidir. Bu denge sadece hukuki metinlerle değil, siyasi aktörlerin ağırlığıyla sağlanır.

Montesquieu’nün dediği gibi: “Bir gücü ancak başka bir güç durdurabilir.”

CHP’nin “butlan” tartışmaları içinde kendi enerjisini tükettiği bu siyasal iklim, iktidara kısa vadeli bir rahatlık sunsa da uzun vadede sistemin tamamını zayıflatır. Çünkü güçlü bir muhalefet, iktidarın düşmanı değil; onu diri tutan demokratik bir denge unsurudur. İktidarı tetikte tutar, liyakate zorlar ve siyasal kibrin sınırlarını çizer.

Rakipsiz kalan güç ise zamanla karşısında bir denge unsuru bulamadığı için kontrolsüzleşir ve sonunda kendi içinde aşınmaya başlar. Muhalefetin kurumsal olarak zayıfladığı bir düzende, iktidar da rekabetsizliğin getirdiği o ağır konforun içinde siyasal reflekslerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.

Peki bugün kendi içinde kördüğüme dönen CHP bu durumdan nasıl çıkacak?

Cevap aslında nettir: Siyaseti mahkeme salonlarında, tüzük maddelerinde ya da sosyal medya hesaplaşmalarında aramayı bırakarak.

CHP, kendisini toplumdan uzaklaştıran iç çekişmelerden, koltuk mücadelelerinden ve kamuoyunda güven aşındıran tartışmalardan sıyrılmak zorundadır. Parti, kuruluş misyonuna, tarihsel ilkelerine ve halkla kurduğu bağa yeniden dönmeden topluma güçlü bir alternatif sunamaz.

Ekonomi, eğitim, adalet duygusundaki aşınma ve toplumsal meseleler gibi gerçek sorunlara odaklanan güçlü bir siyasi hat kurulmadıkça, yalnızca iç tartışmalarla meşruiyet üretmek mümkün değildir.

Bir ülkede muhalefet ne kadar güçlüyse, demokrasi de o kadar güvendedir. Çünkü güçlü muhalefet, iktidarın düşmanı değil; demokratik sistemin can yeleğidir. Sinem Şahin Erdoğan

selyus