Gülayşe Durak

Hayata Gülümse

SÖZ SANATI

Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz,

Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz,

Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı,

Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.

Yunus Emre

Belli toplumların kendine özgü gelenekleriyle beraber farklı kültürleri deneyimleyerek hayatında geçirmeye yönelik eğilimleri vardır. Bizim toplumumuzda kendine özgü mimariden tutun, giyim tarzı, şive, sofra, yemek kültürü ve bunun gibi nicelerini içine alan çok geniş bir alanda geçerliliğini sürdürür.  Toplumları oluşturan ve ayakta tutan temel yapı taşı iletişimdir. Kitlelerin kendi içindeki gelişimi ve kendi içinde ileri seviyelere taşınması, İnsanların bedensel ve ruhsal sağlık oluşumu, etkili iletişimle başlar ve bu toplumsal kalkınmaya da hız vererek güç katar. Dilin gücü, düşmanı dost, hastayı iyi, mutsuzu mutlu eder. Tabii dilimizi olumlu ve pozitif anlamda kullanırsak aksi halde tam tersi bir etkide yaratabiliriz.

Kâmil müminler evvela söyledikleri sözün fayda verip vermeyeceğine dikkat eder, kendine veya muhataplarına zarar verecekse sükûtu tercih ederler. Hatta hangi sözün hangi seviyede söyleneceğine de itina gösterirlermiş.

“Ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için.

Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.”  der.

Yunus Emre

Dil, konuşma, anlaşma, düşünceleri aktarma, kültür oluşturma, toplumu ve dünyayı yönetmek için vardır. Dil bozulursa tümü bozulur kusurlu olur. Söz kılıçtan keskindir, hangi niyetle kullanılırsa karşı tarafı da bizi de o cihette bir ruhaniyete sevk eder. Güzel ve latif söylenmiş söz, değerlik duygusunu artırır, neşe ve huzur verir ruha da zenginlik katar. Cümlelerini, davranışlarını, duygularını, kontrol edebilen muhabbet ve uyuma açık halden anlayan bugünkü tabiriyle empati kurabilen, insanları yargılamadan dost olabilen, başkalarının gözlerine sevgi ile bakabilen, benlikten çıkıp ‘sen’ diye bilen kişiler, toplumun manevi ve sosyal gücünü, mutluluk düzenini her zaman üst seviyeye taşırlar.

Bireysel/toplumsal iletişimde çatışmaları minimum seviyeye, indirgeyen, iletişim sorunlarında çözüme odaklanan, en kuvvetli manevi değerlerimiz olan sevgi ve hoşgörü ile bakabilen bir toplum olduğumuza inanıyorum.

Tabii gelişmek insanın fıtratında var olan bir duygu, sevgi ve hoşgörü ile bakabilmenin ,katlanarak ve gelişerek artacağını ümid ediyorum.!

Yaşlı Kızılderili reisi torunuyla birlikte kulübesinin önünde oturmakta ve az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izlemektedir. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtır. On iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup dururlar. Bunlar dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğidir… Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünmektedir.

Dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden özellikle siyah ve beyaz olduğunu anlamak ister. Bir gün dedesine bunun sebebini sorar; Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazlar ve “Onlar benim için iki simgedir evlat.” der.

“Neyin simgesi?” diye sorar çocuk.

Dedesi: “İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.”

Çocuk, sözün burasında; ‘mücadele varsa, kazananı da olmalı’ diye düşünür ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini daha ekler:

“Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle torununa bakar ve “Hangisi mi evlat?

Ben, hangisini daha iyi beslersem!” der.

Asıl marifet, siyah mı beyaz mı tercihimizi yaparak. ‘Ben’i göstererek kendi büyüklüğünü ispat değil, tevazu göstererek Kâinatın Hakiminin koyduğu kurallara uymasıdır. Kainatta bir zerre olduğumuzu kabul edip ,sözlerimizi bir işiten olduğunu bilerek ve inanarak tercih yapmak dileğiyle.!

selyus