Ana Sayfa DIŞ POLİTİKA 29 Kasım 2023

‘Filistinli mahkumlar’ değil, ‘esirler’

Tanımlama gücü’ silahtan, bombadan, paradan sonra gelir.

Bütün bunlar devletlere ‘tanımlama/adını koyma gücü’ kazandırırlar.

Bu gücü elde edenler, artık her şeyi ‘salt kendi çıkarlarına göre’ tanımlarlar.

O tanımların peşine takılanlar, o gücün çıkarlarına hizmet etmeye başlarlar.

***

Kavramlar üzerine bir makale yazacak değilim.

Bunu akademisyenler yapsın.

Tanımlama, kavramsallaştırma, standart belirleme, kural koyma vb gibi güçler, devletlere neler sağlar?

***

Benim derdim, Filistin gündemiyle ilgili olarak karşımıza çıkan İsrail-Batı tanımlamalarının tuzağına dikkat çekmek.

Zira çok az da olsa kendi kurumlarımızda bile maalesef örneklerini düzeltmem gerekti.

***

Daha önce de ‘Filistin sorunu’ diye bir tanımlama kullandık hep.

Sorunu İsrail yarattığı halde!

Doğrusu sorun, “Filistin bölgesinde İsrail sorunu”dur.

 

Ama kabaca ve ‘kabalık yaparak’ buna “Filistin sorunu” dedik!

Üzerinde çok düşünmüyoruz, ‘meramımızı anlatır, kolay anlaşılır’ diye kolaya kaçıyoruz.

***

Şimdi de benzer bir durum var.

Türk medya kurumlarının çoğu, Hamas’ın alıkoyduğu İsrailliler için doğal olarak ‘rehine’, İsrail’in alıkoyduğu Filistinliler için ‘tutuklu’ veya ‘esir’ ifadesini kullanma kararı almış gibi görünüyor.

Uluslararası yayın yapan medya kuruluşları da ağırlıkla ‘rehine-tutuklu’ ifadelerini kullanıyorlar.

Ancak her iki tarafta da “Hamas’ın elindeki İsrailli esirler ve İsrail’in serbest bıraktığı Filistinli mahkumlar” ifadeleri dikkat çekici boyutta.

Bu konuyu ciddiye almalıyız.

***

Çünkü Hamas’ın kaçırdığı kişiler ne kadar ‘esir’ ise İsrail’in alıkoyduğu Filistinliler de o kadar ‘esir’dir.

Hukuksal olarak ‘devlet’ olduğunu dikkate alırsak, ‘tutuklu’ demek de kabul edilebilir.

Ancak ‘mahkum’ demenin gerektirdiği hukuki şartlar yoktur.

***

“Mahkum” ifadesi, İsrail’in açıklamalarında ve yabancı medyada kullanılan İngilizce ‘prisoner’ kelimesinden kaynaklanıyor.

‘Prisoner/cezaevindeki kişi’ kelimesi, öncelikli olarak, ‘yargılanmayı beklerken yasal olarak cezaevinde tutulan kişi, tutuklu’ anlamına gelir.

Mahkum için ise ‘mahkeme kararıyla hakkında hüküm verildiği için cezaevinde bulunan kişi’ anlamında ‘convict’ kelimesi kullanılır.

Ancak ‘prisoner’ kelimesi İngilizcede her iki anlamda da yaygın/yanlış kullanıldığından, Türkçe dahil başka dillerde de ‘mahkum’ karşılığı olarak kullanılır.

Dikkat ederseniz, Türkiye’de de cezaevlerinde yatanlar için kabaca ‘mahkum’ ifadesi sıkça kullanılır.

Ama doğru değildir…

Doğrusu, ‘tutuklu ve hükümlüler’dir…

***

Her şeyden önce;

İsrail’in son takasta ilk salıverdiği 39 Filistinliden 33’ünün ‘çocuk’ olması ‘Filistinli mahkumlar’ demenin ne kadar yanlış olduğunu ortaya koyuyor.

Ayrıca;

İsrail’in resmi açıklamaları, bu açıklamalardan haber yapan uluslararası ajanslar ve medya organlarının önde gelenlerini taradım.

Ders çıkarmamız gereken sonuçlar var:

İsrail resmi açıklamalarında, ‘Palestinians security prisoners’ ifadesi kullanılıyor; ‘Filistinli güvenlik tutukluları’…

Güvenlik tutuklusu, bir suçla itham edilerek haklarında soruşturma yürütülenlerin yanı sıra, tutuklamaya yeterli delil bulunmasa da ‘güvenlik için riskli görülen kişileri’ de kapsıyor.

Böylece bu kapsama ‘çocuklar’ da dahil ediliyor.

İsrail medyasında da bu kavram kullanılıyor.

Times of İsrail gazetesinin yaptığı gibi çocuk ayrımı bile yapmadan ‘Filistinli teröristler’ diyenler de az değil.

Ama İsrail bile kendi içinde tutarlı görünmek için ‘güvenlik tutuklusu’ gibi bir kavram üretmiş!

***

Yabancı medyada, konu başlığı olarak ‘hostages exchange/rehine takası’ ifadesi kullanılıyor.

Bu anlamda İsrailli ve Filistinliler arasında bir ayrım yapılmıyor.

İngiltere merkezli haber ajansı Reuters, Fransız resmi uluslararası haber ajansı AFP, haber içeriklerinde “Israeli hostages and Palestinian prisoners/İsrailli rehineler ve Filistinli tutuklular” ifadesini kullanıyor.

ABD merkezli haber ajansı AP, ‘tutuklu’ veya İsrail’in resmi tanımıyla ‘güvenlik tutuklusu’ ifadesini kullanıyor.

ABD’nin ana akım uluslararası yayın kuruluşu CNN ise İsrail’in serbest bıraktığı Filistinliler için ‘prisoners/tutuklu’nun yanı sıra, ‘detainess/gözaltında tutulanlar’ ifadesini de kullanıyor.

İngiltere’nin resmi uluslararası yayın kurumu BBC, “İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinliler” ve “Filistinli tutuklular” ifadelerini kullanıyor.

Çin’in uluslararası resmi haber sitesi CRI, “İsrailli rehineler, Filistinli tutuklular” ifadesiyle ayrım yapıyor.

AB’nin resmi haber sitesi Euronews da İngilizce yayınında Filistinlilerle ilgili ‘prisoners’ ifadesini kullanırken, Türkçe haberlerinde bu kelimeyi “Filistinlili mahkumlar” olarak çeviriyor.

Almanya resmi uluslararası haber kanalı DW, Türkçe servisinde de ‘rehine/tutuklu takası’ ifadesini kullanıyor. Rusya resmi uluslararası haber kanalı Sputnik, bazı haberlerinde “İsrailli ve Filistinli esirler” ifadesini de kullanıyor.

AP ve CNN’in ‘güvenlik tutuklusu’ veya ‘gözaltındakiler’ ifadeleri önemli.

***

‘Rehine takası’ haberlerinin Türkçe çevirisinde Filistinliler için ‘prisoner’ karşılığı olarak ‘mahkum’ denilmesi büyük bir yanlış ve haksızlıktır.

‘Tutuklu’ denilmesi de yerinde değildir.

Zira çocukları da kapsayacak şekilde ‘tutuklu’ olmaz, ancak ‘tutsak’ olur…

Türk medyasında bu konuda hem hassas hem tutarlı olmak bir ciddi sorumluluktur.

Türkçe yayın yapan uluslararası medya organlarında ‘prisoner’ ifadesinin Türkçe haberlere ‘mahkum’ diye çevrilmesi ise sadece ‘özensiz çeviri’ olarak görülemez.

İSRAİL-FİLİSTİN SAVAŞI MI, İSRAİL-KASSAM SAVAŞI MI, İSRAİL’İN FİLİSTİNLİLER İLE SAVAŞI MI?

İsimlendirmeden gidelim.

İsrail, istihbarat, siber güvenlik, sınır güvenliği, hava savunması anlamında bir güvenlik efsanesi.

İsrail, küresel dev silah endüstrilerinin en ağır ürünlerine sahip bir ordu devleti.

Gazze, bütün kara ve deniz sınırları İsrail tarafından kuşatılmış, kara sınırları ‘duvar’ ve ‘insansız bölge’ ile iyice tecrit edilmiş;

Tek çıkış kapısı Mısır sınırındaki Refah Kapısı da Israil kontrolünde;

Hava sahası 7/24 İsrail tarafından hava araçları tarafından kontrol edilen;

Telefon ve internet gibi bütün iletişimi yine İsrail tarafından izlenen;

Bunlardan dolayı ‘açık hava hapishanesi’ olarak tanınan bir bölge.

Kassam Tugayları, bu bölgede yer altı tünellerinde örgütlenen, silah ve mühimmata ancak İsrail kontrolünden kaçırabildikleri kadar sahip olabilen bir grup. Ve o grup, o kuşatmayı yararak o devin efsanesini yıktı!

Bu yönüyle bir İsrail-Kassam savaşı denilebilir.

***

Kassam Tugayları, Gazze’yi yöneten siyasi organ olan Hamas’ın ‘silahlı kanadı’ olarak biliniyor.

İsrail de Hamas-Kassam ayrımı veya resmi-sivil ayrımı yapmadan bütün Gazze’yi ağır bombardımana tuttu.

Bu yanıyla, İsrail-Hamas savaşından da söz edilebilir.

***

İsrail, tarihi Filistin topraklarında kuruldu ve kalan kısmında da bir Filistin devleti kurulması şartı kabul edildi.

Buna rağmen İsrail, bütün Filistin topraklarını ele geçirme politikası yürütüyor.

Sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’da, yani Filistin devletinin tanınması beklenen bölgede de baskın, gözaltı ve silahlı cinayetler işliyor.

Bu yönüyle, bir İsrail-Filistin savaşı denilebilir; ki en çok bu kullanılıyor.

***

İsrail yetkilileri, sadece Gazze ve Batı Şeria’yı değil, aynı zamanda dünyadaki bütün Filistinlileri de hedef alan açıklamalar yaptı.

Önceki gün ABD’de üç Filistinli üniversite öğrencisi, silahlı saldırıya uğradı.

Bu yönüyle İsrail’in Filistinlilerle savaşı denilse de yanlış olmaz.

REHİNELERİN İLK İFADELERİNE BAKIN

İsrail’in bıraktığı Filistinli rehineler, cezaevinde gördükleri kötü muameleden, işkencelerden söz ediyorlar.

Kassam’ın bıraktığı İsrailli rehineler ise iyi muamele gördüklerinden, ilaçlarının verildiğinden, bulundukları yerlerin konforlu değil ama temiz olduğundan…

ABD’nin resmi haber kanalı Amerika’nın Sesi’nin (VOA) ABD merkezli haber ajansı Associated Press’ten aktardığı haberi okudum.

İki rehinenin yakınları, ‘çoğunlukla pilav, ekmek ve salatalık’ yediklerini ve zayıfladıklarını, sandalyeler üzerinde yatmak zorunda kaldıklarını söylemişler.

Bunlar rehinelerin değil, yakınlarının söyledikleri.

85 yaşındaki Yocheved Lipschitz ise kendisi konuşmuş.

Yani daha doğru bir tanıklık.

“Kendilerine peynir, salatalık ve ekmek verildiğini” söylemiş, ancak “kendisini kaçıranların da aynı şeyleri yediğini” eklemiş.

Ayrıca, kendilerini kaçıranların, “Biz Kur’an’a inanan insanlarız. Size zarar vermeyeceğiz” dediklerini, kendilerine iyi davranıldığını, bulundukları yerin temiz tutulduğunu, gerekli ilaçlar dahil olmak üzere tüm tıbbi bakımlarının yapıldığını söylemiş.

Kim, hangi tanımlamayı hak ediyor? Mustafa Kartoğlu / Akşam gazetesi

selyus