Lerzan Tuğba ŞAHİN

Bir Varmış Bir Yokmuş

O FİLMİN AYNISINI YAŞADIK

O kısacık filmi izlediğimde hem çok duygulanmış hem de tarifsiz bir hisse kapılmıştım, adeta o anları yaşıyordum her izlediğimde ama böyle bir hadisenin gerçekleşeceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim. 15 Temmuz akşamından beri Millet olarak yaşadığımız, şahit olduğumuz her şey derin izler bıraktı zihinlerimizde, öyle ki yalnızca Türk tarihinde değil, dünya tarihinde de bundan yıllar  sonra bile bir gecede meydana gelen hadiseler karşısında milletin bir olup namusuna sahip çıkması büyük bir yer kaplayacak, yetmeyecek dalga dalga büyüyerek konuşulacak ve milli egemenlik duygusunu barındıran toplumlar için hep bir örnek teşkil edecektir. Tam da bugünlerde oldukça duygusalız.
 
  Duygusallığımız izlediğimiz dramatik bir film sahnesi ya da benzeri bir durumdan ötürü değil elbette, çünkü yaşadığımız acılar da zaferlerimizin sevinci de çok taze. Vatanımızda yapılmaya kalkışılan bu işgal girişimi sırasında verilen mücadeleye tanıklık ederken, bundan yaklaşık iki buçuk yıl evvel izlediğimiz Millet Eğilmez filmindekileri yaşadığımızı gördüm. Eminim aynı hissiyatı paylaşan milyonlarca kişi vardır. Hemen o filmi tekrar hatırlayalım:
 
  Millet Eğilmez: Yüzü maskeli, siyahlar içinde, kendini gizleyen bir hainin eli bayrağımıza tuzak kuruyor ve sinsice bayrağımızı indirmek için işe başlıyor. Millet gaflette değil ve Bayrağının tehlikede olduğunu gördüğü an yaşlısıyla, genciyle, kadını, erkeği vatandaşlar bulunduğu yeri, meşgul olduğu işi bırakıp bayrağımıza doğru, Boğaziçi, yeni adıyla 15 Temmuz Şahitleri köprüsüne koşuyor. Hedef al bayrağı yerlere indirmek isteyen elleri kırmak ve bayrağı göndere, en tepeye çekmek. Köprüye koşan insanlar, denizden yüzmeye çalışarak yola devam edenler. Sonra okunan ezanlar, tarlada elini açmış dua eden vatandaş, fonda Cumhurbaşkanımız (o zaman Başbakan) Erdoğan’ın sesinden İstiklal Marşımız.. Korkmadan, yılmadan mücadele edip bayrağımıza ulaşan insanlar bir anda kocaman bir birlik olup bayrağı yere inmeden yakalıyor. Ardından bir genç diğerlerinin yardımıyla en tepeye çıkıp ipi yakalıyor ve kendini aşağı bırakarak bayrağı gönderin en üstüne çekiyor. Sonuç: Millet Eğilmedi.
 
  O kısacık filmi izlediğimde hem çok duygulanmış hem de tarifsiz bir hisse kapılmıştım, adeta o anları yaşıyordum her izlediğimde ama böyle bir hadisenin gerçekleşeceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim. 15 Temmuz Şehitlerimizden Erol Olçak’ın bu filmde anlattıklarını yaşadık. Karanlık ellerin tuzaklarını fark ettik, Millet her işini bırakıp köprüye, havalimanına, tanka, tüfeğe, namaza, duaya koştu. Ezanlar, selalar okundu yurdumun dört bir yanında sürekli. O filmde tarlada elini açıp dua eden vatandaşı gördük, duman çıksın da uçaklar havalanamasın diye tarlasındaki mahsullerini yakan vatandaşta. Tıpkı filmin sonunda bayrağın ipini yakalayıp kendini boşluğa atan genç gibi, canını feda etmek pahasına kurşunlara ve tanklara koşan Şehit ve Gazilerimizi gördük. Tıpkı filmin fonunda Cumhurbaşkanımızın sesinden İstiklal Marşını duyduğumuz gibi, İstiklal Marşımızı mısra mısra, hece hece yaşadık o gece. Sonuç: Millet Eğilmedi
 
  Okurken içinizden “o reklam filmi değil miydi?” diye geçirebilirsiniz ancak ben o filmi asla reklam olarak ele almadım ve şimdi de bunda ne kadar haklı olduğumu görüyorum. ‘Şehitlik’ makamı alnına yazılmış Erol Olçak’ın yüce Allah’tan aldığı ilham ve hissiyatla hazırlamış olduğu ‘Millet Eğilmez’ filminde işaret edilen karanlık ellerle, bugünlerde yaşanılanların alelade bir tesadüf olduğunu sanmıyorum. Kendisi malum olmuşçasına 15 Temmuzu anlatmış. İzleyip duruyorum yine o filmi, tabi izlerken duygulanıyorum, sonra bugün al bayrağımızın gönderde olmasına, vatanımızın dört yanında nöbetler tutan kalpler olmasına, elimden geldiğince o nöbetlerde saf tuttuğuma, gökyüzünde yankılanan ezanlarımıza, zalimlerin hüsrana uğramasına ve bu yazıyı yazma imkânını verdiği için Allah’a binlerce kez şükrediyorum. Allah vatanımızı bir daha böyle bir imtihanla sınamasın.
 
Allah’a emanet olun. 
Tuğba Şahin

selyus